Özünü Arayan Şair: Fatih Sultan Yılmaz Şiiri Üzerine Bir Edebi Eleştiri


Yazar: Tahir Şimşek
Fatih Sultan Yılmaz’ın Kendine Yürüyen Adam adlı şiir kitabı, yüzeyde bir yolculuk gibi görünse de, derininde modern bireyin varoluşsal krizine, kırılmış aidiyet duygularına ve zamana karşı yürütülen içsel bir başkaldırıya dönüşüyor. Bu kitap, yalnızca şiirler toplamı değil, şiir diliyle inşa edilmiş bir şahsi evrendir.
Yolculuk Değil, Sürgün: Modern İnsanlık Anlatısı
Kitaba adını veren yürüyüş, klasik anlamda ilerlemeci bir yolculuk değil, daha çok bir iç sürgünün izidir. Şairin birçok şiirinde, özellikle “Kendine Koşu”, “Pasaport”, “Dünya’ya Doğru” gibi metinlerde kentli bireyin yersizliği, kalabalıklardaki yalnızlığı ve “herkesleşme” baskısı yoğun bir şekilde işlenir. Yılmaz, bireyi çağdaş yaşamın kofluğuna karşı uyarır:
“Bütün sıkıntılarım anlamakla başlıyor / Her şeyi bilmekle zincirleniyor kafam“.
Aşkın Lirik Anlatısı: Aşk Bir Yüktür, Bir Yurt Değil
Yılmaz’ın aşk şiirleri, duygusal bir lirizmden çok yaralı bir bilinçle yazılmış iç dökümler gibidir. “Gözlerin”, “Kül Kedisi”, “Seni Sevmek Saadeti” gibi şiirlerde sevgili, çoğu zaman şairin iç dünyasında sığınak değil, sızı taşıyan bir yankıdır.
“Gözlerin tek zindanımdır benim / Kirpiklerin zindanın demirleri“
dizeleri, aşkın bir kurtuluş değil, estetik hâle getirilmiş bir hapsedilme biçimi olduğunu gösterir.
Felsefi Derinlik: Şiirin Ontolojik Yüzü
Fatih Sultan Yılmaz, yer yer ontolojik, yer yer varoluşçu sorgulamalara da yönelir. Özellikle “Yokluğun Varlığına Dair” adlı şiir, kavramsal karşıtlıklar üzerinden metafizik bir tartışma yürütür:
“Karanlık, ışığın yokluğudur / Ölüm, ruhun yokluğudur“.
Bu dizeler, şairin sadece duygusal değil, düşünsel bir zeminden de şiir ürettiğini gösterir. Şiir burada, sadece estetik bir söyleyiş değil; bir hakikat arama biçimi olarak belirir.
Biçimsel Yenilik ve Deneme: “Diyalogis”ler ve Dramaturjik Yapı
Kitabın özgün yönlerinden biri, şiirin yalnızca anlatı değil, aynı zamanda tiyatro sahnesine dönüşmesidir. “Diyalogis” ve “Diyalodram” gibi bölümler, karakterler arası kısa ve derin konuşmalarla dramatik şiir örneklerine dönüşür:
“Kötü olan işleyendir oysa, günahta günahın payı ne?” gibi sorgulamalar, şiiri bir felsefi sorgulama zeminine çeker.
Tarihle Diyalog: Destanlar, Köprüler, Şehirler
Şairin şiiri, yalnız bireysel bir izlekle değil, kolektif hafızayla da yoğruludur. “Dandanakan Destanı” ve “Mostar Köprüsü” gibi şiirlerde hem Türk tarihine hem de İslam medeniyetinin yıkılmış sembollerine ses verilir. Tarih burada nostaljiyle değil, eleştirel hafızayla ele alınır.
“Kendi ırkının boynunu at kırbacıyla boğup / Gazne diyarına bir kıtlık gaza imiş“
Sonuç: Sadece Şiir Değil, Bir Tavır
Kendine Yürüyen Adam, modern Türk şiiri içinde yalnızca bireysel deneyimi değil; şairin vicdanî sorumluluğunu, dünyaya dair kaygısını, toplumsal çözülmelere karşı sesini dile getiren bir eser olarak sivriliyor. Fatih Sultan Yılmaz’ın şiiri, ne salt bireysel lirizme, ne kuru slogana yaslanıyor; aksine şiirin hem estetik hem etik yükünü taşımaya aday bir yürüyüşçünün sesi oluyor.
Bu kitap, günümüz şiirinin “konforlu içe kapanışına” karşı yürüyen bir vicdandır.









